30 Aralık 2008 Salı

Petit Prince



büyükler sayılara bayılırlar..Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim onun hakkında hiçbir zaman asıl sorulaması gerekenleri sormazlar.Sesi nasıl?demezler örneğin, ya da hangi oyunları sever? Kelebek koleksıyonu var mı ? diye sormazlar.Onun yerine kaç yaşında derler?Kaç kardeşi var?kaç kilo? babası kaç para kazanıyor? Ancak bu sayılarla tanımlayabıleceklerini sanırlar arkadaşınızı..

(ben henüz büyümedim)

Beyaz

Farkındalıklarımda uzakta bedenimdeki o sancılı yanma hissiyle uyanalı ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum. Bu beyaz oda..Sanki aydınlatmak için değil de kör etmek adına yanan bu beyaz ışık..Bu içinde saplanıp kaldığım deli gömleği..farkındayım.peki kim bu ruh hastası...geç kalmışlığımın telası buram buram terlememe sebep oluyor.. gözümü açtığımda kan gövdeyi götürmüştü. kalbim odanın en buz tutan köşesinde ölmeye mahkum yığılmış sereserpe.. Gözlerim başa bi diyarda yere düşen bardaktan dökülen suyun içinde yaşlı... Kapatmış kendini bu gri gezegene..Şimdi daha siyahında bildiği herşeyi yeniden sorguluyor..ölülere danısıyor..içimden 100'e kadar saymaya başlıyorum hemen.. Bittiğinde bir tek odanın beyazlığı kalıcak biliyorum.. Bana baktığından gözlerimden kalbimi görebileceksin.Çünkü sen bana baktığında kalbim de gözlerim de benimle olucak.. Sadece 100'e kadar saymamı beklemelisin.İnce ince gelen sesi dinleyebiliriz bu sürede..En derinde olanını..Birlikte diğer yarımızı unutabiliriz..Bir yarısı unutulmuş kız olurum ben .. sen se diğer yarısı unutulmuş oğlan..Tamamlayabiliriz diğer yarımızı.. İki kadeh gibi tanışır vücudlarımız.. Beyazlığa kan kırmızı çok yakışır..

tabi bu anlattıklarımın hiçbiri seni hiç bağlamadı..Çünkü bu benim alfabem.. benim sistemim...Yatak altına düşmüş gizli kalmış yanlarımla,o ıssız dar geçitten geçip keşfedilmeyi bekleyen gizli arkabahçelerimle bu benim gezegenim..En grisinden..

Henüz 100' kadar sayamadım..Gittin mi?Bu fondaki sessizlik hiç içaçıcı değil...kendisi hasta olma sebebim..

28 Aralık 2008 Pazar

Kemiksiz

Hayret verici bir çeşit kozmik yakınlaşmanın içindeyiz.Benim bütün hücrelerim gökkuşağı yiyip kelebek kusarken sana, sen her saniye yalan söylüyorsun bana.Bu noktada şarkımız biraz tizleşiyor..Senin sesin yetmiyor.Titriyor ve ben senin yine koca bir yalanla dans ettiğini anlıyorum.süper zeka değilim ama sen çok safsın..

High Fidelity

hangisi önce geldi; müzik mi,sıkıntı mı?
çocukların şiddet dolu filmler izlemesinden endişe duyuluyor.
şiddet kültürünün etkisinde kalacakları düşünülüyor.
kimse çocukların kalp yarası,dışlanma,acı,sıkıntı ve kayıplarla ilgili binlerce şarkı dinlemesinden endişe duymuyor.
sıkıntılarım olduğu için mi pop müzik dinledim?yoksa pop müzik dinlediğim için mi sıkıntı bastı?

''john cussack'' dan seyircisine...

23 Aralık 2008 Salı

Gel Bir de Burdan Yak

Size Sunduğum Sevgiyi Hunharca Kullanırsanız, Ağaç Meyve Verdiğinde Size Ya Meyvelerin Çürükleri Düşer Ya da Yalnızca Kurtlarıyla Muhatap Olmak Zorunda Kalırsınız...

18 Aralık 2008 Perşembe

şikayet

hayat sürekli küfrediyor anne.. çok edepsiz..

Ezik Bünyeler

uyuyamıyoruz... saati sabah ediyoruz. kireçlenmiş omuzlarımız ağrıyor..yaş ilerliyor.. ilerledikçe dibe doğru düştüğümüz boşluğun çapı daha da büyüyor.. çocuksu korkularımız yeniden sarıyor bünyeyi..küçüğün içinde kaybolmayı severken, büyükte yokolmaktan korkuyoruz..geç yatıyor erken kalkıyoruz. sanki bedenimiz 80 yıl bize yeticekmiş gibi dilediğimizce tüketiyoruz onu..aynaya baktığımızda sarsılıyoruz..silüetimizin dünle olan uçurumu canımızı sıkıyor.. zamana karşı koyamıyoruz..dünki çocuk yaşlanıyor. aynadan düne bakıyoruz.. kimi anlamsız kimi öylesi derin acılarımızı biraz olsun es geçebilmiş olmayı isterdim diyoruz.. zamana bu kadar yenilmezdik diye düşünüyoruz..sonra yeniden gündelik yaşamımıza dönüyoruz..gecelerimiz yine uzun gündüzler yine sıkıntılı... her silkelenişimizin ardından yeniden omuzlarımızı yere indiriyoruz. sanırım biz hiç bir zaman küçük polyannadan nasibimizi alamayacağız..

17 Aralık 2008 Çarşamba

Yalnız Kalmak İsterken Konuşma İsteği Sebebiyle...

Bir blog dolusu ağlayasım var ama çokca düşünmeme rağmen tek bir cümle kurmaya hacet bulamadım kendimde koca gün..Gerçeği yüzümde hissediyorum yine.esiyor usulca.Farkındalıklarımdan nefret edyorum.. Beni ölesiye güçsüz kılıyorlar.Sunulan tüm sevgilerin yapaylığı benliğimi altüst ediyor..Gözümden süzülmek için çırpınan bir damla gözyaşı satır satır sele dönüşüyor.Bu olasılıklara maruz bırakılırken kendimi sevmiyorum kendimi itiyorum kendimi yitiriyorum..aynaya bakıyorum..yüzümü güzelleştiremiyorum.Oje sürüyorum ellerime bir parça renkli hayattan tatmak adına..Oysaki bir yandan kente karanlık düşüyor..Ben siyah gece siyah..Ağzımda sigaram..Dumanında boğuluyorum..Hala acemiyim.Dost görünen bünyelerin elinde oklava.Akıllanmalısın derken vurup kırıyorlar..acemiyim dedim ya gül biter diye bekliyorum..Safca.. Mor menekşeleri de severim ben.. Sorun değil..diyorum..

16 Aralık 2008 Salı

Günün Özeti

İtalyan kökenli ailenin alaman usulü takılan kızlarına ve nane-limona fena halde gıcığım..

4 Aralık 2008 Perşembe

Ders Notları _1


Boş derslere özlem duyan öğrenci benimle aynı şarkıyı mırıldanmaya başladı okula giden asfalt ve işlek yolda.Gideceği yeri biliyordu.O büyük tek kişilik beyaz masa ve masaya göre yüksek rahatsız edici taburesi.Yine aynı yüzler.. Artık ne üretebiliceği ne de tüketebileceği birşeyler sunmuyordu ona bu yüzler..Belki de sırf bu yüzlerden sıkıldığı için artık o masa da beyaz değildi.Onlarca bambaşka karakterler yaratmıştı o masanın üzerinde ..Rahatsız ediyordu beyazlığı ve rahatsız ediyordu aynı yüzler...
Hocanın beyaz tahtaya yansıttığı notlardan okuyarak anlattığı dersin ona ne katabileceğini defalarca sorgulamıştı zaten.Artık kafa yormuyordu buna.Epey de ileri gitmişti sanırım bu konuda.Sanki kulağına taktığı o kulaklıktan gelen muzikle birlikte sadece dış ses algısını yitirmekle kalmamış,tüm duygularını da yitirmişti.Ona bakan gözlerin duyarsız diye damgalaybilecekleri bir duruş edinmişti farkına varmadan.Hep dibe vurmak üzereyim diyordu.
Sadece hissiyattan ibaretti bu cümlenin ağızdan çıkış sebebi.Yoksa düşerken dibi hiç görmediğini O da biliyordu.Görüntüsüyle bütünleşmeyen ruh hali boğuyordu onu.Hayatındaki sıkıntıların basit çözümlerini bulabilecek kadar tecrübeliydi, fakat çevresindeki bu tekdüze yüzlerin baskısı, onun çözüm süreçlerini kısıtlıyordu.Kendini deli gömleği içinde gibi hissetmek ne demek artık O da biliyordu.Sıkışıp kalmıştı.Yüzünü eğerek, saçları arasına saklarken de sorguladığı tek şey özgüveniydi.Yitirmiş miydi bunu artık.İnsanların ona bakmasından duyduğu rahatsızlıkla bu soruya kesin cevaplar veriyordu kendi kendine.Yitirdiğine inanmıştı..Yitirmişti özgüvenini.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Tavsiye

bu aralar rüzgarın sesini dinliyorum sürekli... hep hüzün ve huzurun bir aradılığını sorguluyorum.. inanmıyorlar... benım acılarım mutlulugumla dogru orantılı artık..içimde patlayan kederım dısarı vurdugum enerji... siz sadece suursuz dıye adlandırıyorsunuz.. sanırım hepınız sığ görüşlüsünüz..resete basın. yenileyin kendinizi.

1 Aralık 2008 Pazartesi